Altın Örümcek Web Ödülleri Halkın Favorisi

DT GENEL MÜDÜRÜ NECAT BİRECİK YENİ TİYATRO DERGİSİNE KONUŞTU:

DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRÜ A. NECAT BİRECİK İLE DEVLET TİYATROLARI ÜZERİNE

Sema Göktaş-Nur Banu Öztürel

Geçtiğimiz aylarda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne asaleten atanan A. Necat Birecik ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sunuyoruz.

Yeni Tiyatro: İnternet siteniz üzerinden küçük bir istatistik yaptık. Sezonda kaç oyun sahneleniyor, bunlardan kaçı yerli? Yerleşik sahnelerde geçen sezon 151 oyun oynanmış, (eski ve yeni bütün oyunlar) ve bunlardan 71’i yerli. Turne sahneleri bu hesaba dahil değil. Ancak çocuk oyunları dahil. Oranladığımız zaman yerli oyun oranı yüzde 47’ye tekabül ediyor. Bu oran pek değişmiyor. Yüzde 50-51,en fazla 52. Devlet Tiyatrolarında bu oran sabitlenmiş gibi.

Necat Birecik: Ben 2,5 yıl önce göreve geldiğimde sezon başlamıştı. Sezona başlamış bir genel müdürden ekim ayında görevi devraldım. Repertuvar yapılmıştı. Hiç repertuvara karışmadım. Sonraki karışmalarım da ekonomik anlamda dikkatlice oldu. 151 oyunun tamamını değiştirmek çok ciddi bir performans ve maliyettir. Tedrici olarak hareket ettim ve yerlilik oranı aslında bu ülkede yüzde 70’e 30’dan başlar 65’e 35’e kadar gider. Yani yabancı yüzde 35 yerli yüzde 65’lere kadar gider. Gitmelidir de. İdeali.Ama biz ödenekli tiyatroların standardı hep bir şeyle kaimdir. Oyun kalitesi ve yeterlikleriyle kaimdir. Hiç lafı eğip bükmeyelim. Yerli tiyatromuzda bir oyun sıkıntısı var.

YT:  Metinden mi bahsediyorsunuz? Yazardan yani?

NB: Evet, bir yazar problemimiz var. Daha doğrusu bizim bu abilerimiz, büyüklerimiz zamanındaki bu özendirici motivasyon standardını belki de biz tutturamıyoruz. Bu oyun yazma yarışmaları açarak da olmuyor. Olmadığını yaklaşık 14 yıllık ödenekli tiyatro yöneticiliğim sırasında da gördüm. Ben yalnızca bir şey tespit edebilirim. Benim gönlümdeki oran 60’a 40, 65’e35’tir. Ve uzun bir süre böyle de olmak durumundadır. Ama “Ah yerli yazar yazmış oynayalım.” diye değil. Ona bakarsanız hal böyleyken “şu kadar seyirciye ulaştık” diyen, kuru kuru seyirci oranıyla başarısını tanımlayan sanat yönetmenlerinden de değilim. Evet bu sene iki milyonu aştık. İstanbul’da tüm zamanların rekorunu kırdık. Aslında önemli değil. Biraz nitelik peşindeyim. Bunu bir şekilde sağlarsınız. Zaten beş liraya bilet satıyoruz. Şimdilerde 125 liraya satıyoruz koltuğumuzu. Ben gittiğim zaman 180 190 liralar civarındaydı. Akıllıca bir takım tahsislerle tahditlerle bunu 115’lere 125’lere indirdik. Ve şunu söylemek istiyorum altı liraya bilet satarken zaten seyirci problemi yok ki. Seyirci zaten geliyor. Behemehal nitelik sorununa kafa patlatmak lazım.Aslına bakarsanız yazar da var. Benim oyunum “oynansın”cılar var. Türk tiyatrosunu önce bundan kurtarmak lazım.

YT: Bu yazarlar için doğal bir istek değil mi?

NB: Kesinlikle. Kesinlikle doğal bir istek. Ama standardı nasıl tutturacağız? Yani bir filtreden geçirmeyip nasıl oynatacağız?

YT: Edebi Kurul var.

NB: Edebi Kurul var. Amayeri geliyor Edebi Kurul’un da bypassları oluyor. Şimdi oralara girmeyelim. 17 yıllık yorgun bir Edebi Kurulumuz vardı. Üyelerini değiştirdik. Bu bir hareket sağladı. Eski bir genel müdürümüz geldi başına geçti. Aynı zamanda Yönetim Kurulu üyemiz oldu. Şimdi havuzumuzda beş bin oyun var. Hadi bir ayıklayalım. Kaç bin oyun çıkacak? Bunun yüzde kaçı yerli, kaçı yabancı çıkacak? Yerliler gene kalifiye oyun yazarları. Turan Oflazoğlular, Orhan Asenalar, Tarık Buğralar. Biraz bunların peşinde koşmalıyız. O ruhu, o dönemleri yakalamalıyız. Böyle bir kaygım var. Türk tiyatrosunun geçmişinde parlak bir zaman var. O zamanı geri çağırmalıyız. Hislerim ve pratik bulgularım bu yönde. Bu verimlilik hareketi başlamadan, hatta belli bir aşamaya gelmeden yüzde altmış seviyesine oturtsak dahi çok nitelikli bir şeyden bahsedemeyiz.

YT: Ama niceliksel bir hareket olmalı ki daha sonra niteliksel bir dönüşüm olsun.

NB: Akademik ve son derece bilimsel, doğru bir bakışla.

YT: Bu büyüklükte bir hareketi de ülkemizde sadece Devlet Tiyatroları yapabilir.

NB: Evet,Devlet Tiyatroları lokomotiftir. Bunda hiçbir beis yok. Ülkedeki prodüksiyonların yüzde yetmişi Devlet Tiyatrolarının. Bu ciddi bir güç. Aslında bir genel sanat yönetmeninin bu tür geleceğe yönelik vizyoner hareketlerde bulunması gerekiyor.Ama bir de konjonktürel bir durum var. İki buçuk yıl önce göreve gelmiş bir genel müdürüm. Ben tayin edilmiş bir algıyla karşılandım. Tekrar söylüyorum.Benim adıma bir algı tayin edildi. Bir tür algı operasyonu diyelim. “Bu adam dışarıdan geldi. Genlerimizi bilmiyor. İçimizden dışımızdan vs vs.” Sanki Oşinografi Dairesi başkanıydım da buraya tayin edildim. Oysa buraya geldiğimde benim on iki yıllık ödenekli tiyatro yönetim tecrübem vardı. Kimse bundan bahsetmedi. Hal böyleyken birçok şeyi bir anda yapamıyorsunuz. Bu tiyatroda ne yapacaksam,önce bu tiyatronun genlerine aykırı hareket etmeyeceğimi, bu tiyatronun doğasının da doğru tanımlanması gerektiğini, asla ve asla siyasetle konuşmamamız gerektiğini söylemek ve bu konuda da tutarlılıkla hareket etmek zorundaydım. Bu benim iki buçuk yılımı aldı.  Düşünün ki bir başrejisörü, bir sanattan sorumlu genel müdür yardımcısını iki buçuk yıl boyunca atamadım. Zamanı gelince de, her taraftan belli bir konsensusla karşılanacak iki değerli insanı, Erdal Küçükkömürcü ve Sinan Pekinton beyefendiyi atadım. Eşzamanlı olarak, verim esasına dayalı ve biraz da hareket olsun diye, Konya, İstanbul ve Antalya müdürlerini değiştirdik. Bütün bunlar planlanmış hareketlerdi. Şimdi artık repertuvarı, ödenekli tiyatroları, dünyadaki konumumuzu, ihtiyaçlarımızı konuşmanın zamanı geldi. Tam da bu noktadayız.

YT: Repertuvarı ya da repertuvar yapma biçimini değiştirerek birçok sorunun üstesinden gelmekgibi bir yaklaşımınız var mı?

NB: Ben yaşayan repertuvarlara inanıyorum. Şimdi sizinle üç saat boyunca üç ayrı repertuvar yapabiliriz. Bu, repertuvarı hafife aldığım anlamına gelmiyor. Sadece herşeyi repertuvarla tarif etmemek gerektiğine inandığımdan. Yıllarca insanlar kendilerini repertuvarlarla tarif ettiler. N’oldu? Ne kadar aydınlıkçı bir repertuvar yaptılar. Yahut ne kadar bizden bir repertuvar yaptılar. Yahu ödenekli tiyatronun işi bu mu? Birileri ajandalarınıtarif etsin diye biz repertuvarlar heba ettik. Peki halk ne oldu, seyirci ne oldu? Neden yaşayan repertuvarlar yapmayalım? Yani bir ülkenin başına bir şey geliyor, içinden bir şey çıkıyor, bir kalkışma oluyor. Söyler misiniz bana, 10 Temmuz’da hazırlanan bir repertuvarın 15 Temmuz’dan sonra bir geçerliliği olabilir mi?En azından üçüncü tur oyunları biraz zamanı bekleyerek hazırlamak lazım. Bundan önceki repertuvarlar bana göre, özel tiyatrolar hariç, çok motorsaldı, duyumsal bir boyutu yoktu. Yapıyordunuz, yazın ortasında açıklıyordunuz, 15 Ağustos’ta provalara başlıyordunuz. Ben buna inanmıyorum.

YT: Repertuvar yapma biçimi değişti mi? Koordinasyon toplantıları devam ediyor mu?

NB: Şimdi artık  bu sene bir koordinasyon toplantımız olacak. Yani genişletilmiş bir koordinasyon. Ama bu koordinasyon kavgadan uzak, gençlerin, akillerin, her kesimden insanların bir araya geldiği, bir çoğalma, sesli düşünme, verimli çalışma toplantısı olacak. Repertuvarı da ondan sonra deklare edeceğiz. Şu anda sanattan sorumlu genel müdür yardımcısı, başrejisörlük ve genel müdürlük düzeyinde çalışma yapılıyor. Ona bölge müdürlerimiz de geldikten sonra,koordinasyonu da dinleyerek son halini vereceğiz. Geçmiş koordinasyonların tartışmalarının raporları önümde olduğu için koordinasyonu iki yıl yapmadım. Tabii ki siyaset yapmaktan ve yaptırmaktan, o ortamı hazırlamaktan çok açıkça korktum, çekindim. Sevmediğim  bir şey. Bölge müdürlerini toplayıp, bölge müdürlüklerinin genel sanat yönetmenliklerini geliştirmek adına “Bakın siz aynı zamanda bölgenizdeki sanatçıların ve tiyatronun kariyer planlayıcısısınız.” deyip, onları kişiliklendirme çalışması yapıp, repertuvarı on iki bölge müdürüyle yaptım. Bu çok ideal miydi, hayır, ama sonuçta bölge müdürlüklerinin gelişimi için faydalı bir şeydi.

YT: İnternet sitenizde Devlet Tiyatrosunun kuruluş amacını açıklayan şöyle bir ifade var: “Türk Sahne sanatlarının yurt içinde ve yurt dışında gelişmesini, yayılmasını ve tanıtılmasını sağlamak, Türk dilini yerleştirmek ve şive birliğini meydana getirmek.” Bu çok eski bir söylem değil mi?

NB: Evet çok eski. Ama ben tiyatronun eğitici, öğretici ve dönüştürücü tarafını çok önemsiyorum bu ülkede. Ödenekli tiyatrolara ve yönergelere çok kafa patlatmış biri olarak, o tanımı değil de şunu esas alıyorum: “Yerli ve yabancı klasikleri oynamak, Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımlarına önderlik etmek.” Bu cümle çok güzel.

YT:Devlet Tiyatrosunun işlevini böyle tanımlayabilir miyiz?

NB: Kesinlikle. Ödeneği olan, fonlanan her tiyatronun işlevi bu olmalı. “Yerli ve yabancı klasikleri oynamak, Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımlarına önderlik etmek.” Misyon bu kadar. Yani dil birliği filan, onları geçtik. O artık başka birşey oldu. Mutasyonlara uğradı, geliştik. Dil konusu da bir tiyatronun önceliği olmasın. Çok fakir bir amaç o. Başka birşey. “Yaygınlaştırmak.” Orada da şöyle bir şey olmuş. 5441 sayılı yasadaki kuruluş amacı “yayılmak”. Bizim yasamız 1949’da yapıldı. Sonra 70’lerde bir tashih geçirmiş. Bakınız iki üç tane tiyatroyu ancak idare edebilecek bir yasa ile şu anda 12 ilde bölge müdürlüğü, artı 11 ilde turne bölge organizasyonu, toplam 23 bölgede, 65 sahneye yayılmış bir kurum yönetiliyor. Bu yönetilemez bir şeydir. Dünyanın hiçbir yerinde bir tiyatro yoktur ki, her akşam 65 sahnede oyun oynansın. Öyle ya, bu korkunç bir şey. Devlet Demiryollarının bile böyle bir sinyalizasyon yükü yok. Ödenekli tiyatro olarak 65 sahnemiz var. Peki ComedieFrançaise’in kaç sahnesi var? En fazla olduğu zaman sekiz. Dünyanın en büyük tiyatrosuyuz. Bu size garip gelmiyor mu? Evet, çok övünülecek birşey. Burada bir problem yok. Acaba bunu bir gözden geçirmemeli miyiz? Ben “Devlet şunu yapmaz, devlet bunu yapmaz.” gibi yaklaşımlara inanmıyorum. Hadi canım, devlet gerekirse her şeyi yapar. Devlettir bu. Ama hangi verimlilikte, hangi maliyette olduğuna bırakın bir bakalım, bunu daha verimli hale dönüştürelim. Bir koltuğu iki yüz liraya mal ettiğimiz zamanlar olmuş. Ama beş liraya bilet satmışız. “Biz sübvanse ediyoruz.” Canım 195 liralık sübvansiyon olur mu? Bunların birçok açıdan bilirkişilerce gözden geçirilmesi gerekiyor. Ben 27 yıl önce mezun oldum. Bana o zaman, 1000 tane lisans mezunu işsiz var dediler. Şimdi belki de 5000 işsiz vardır. İşte bunların huzuru hürmetine bu işi yapalım. Daha çok istihdam olsun. 81 ile tiyatro açılsın. Hiçbir beis yok.

YT: Biz de bu temenniye kesinlikle katılıyoruz. Her ile bir Devlet Tiyatrosu sahnesi açılsın.

NB: Acaba Devlet Tiyatrosu sahnesi mi açılmalı, yoksa bu 69 yıllık kurum artık know how desteği mi vermelidir? Bakın, Çanakkale’de yokuz. Ama orada bir tiyatro bölümü var.

YT: Kocaeli de aynı durumda.

NB: Çanakkale’de, Kocaeli’de lisans mezunları üniversitenin döner sermayesiyle, Devlet Tiyatrosunun dekor, kostüm, oyuncu desteğiyle, beş yıl içinde orada yerleşik bir tiyatro oluşturabilir.Know how desteği. Tecrübemizi koyuyoruz. Sen yap, ben yardım ediyorum. Bu çok ciddi bir şeydir. Dekorunu yapıyorum, kostümünü yapıyorum. Prensipal oyuncu veriyorum. Bir tek bina. Üniversitelerin bölümlerinde o binalar zaten hemen hemen var.

YT: Döner sermaye deyince işin mali kısmı üniversitede mi oluyor yani?

NB: Evet, olsun. Repertuvar da orada olsun. Adı da “Repertuvar Tatbikat Sahnesi”. Ne demek? Tatbikat Sahnesi, Devlet Tiyatrosunun kuruluş sahnesi, repertuvar da üniversitelerin repertuvar algısı.Bu konuda küçük bir çalışma yapıyorum. Hatta bina modellemem de var. İki buçuk üç milyona mal olacak, çelik konstrüksiyon, Avrupa’da gördüğüm sahnelerden bahsediyorum. Devlet Tiyatromuz artık genişlememeli. Sadece destek olmalı. Bir yere tiyatro mu açılacak, uzman bir kuruluş olarak gidip açılışına öncülük etmeli.Çanakkale’de, Kocaeli’de uygun bir yerde sahne açılırsa o çocuklar ikbal istikbal uğruna Ankara’ya, İstanbul’a veya başka yerlere gitmeyip, orada tiyatro yapar ve tiyatro biletiyle geçinecek hale gelebilirler. Döner sermayeden kastım, üniversitenin bu süreçte birşey kazanması değil, orada çocukların istihdam edilmesi. Bu çok önemli birşey. Devlet bu konuda öncü olabilir. Dekor, kostüm, gider sorunu olmayan, sahne gideri olmayan bir tiyatronun ne kadar rahat dönebileceğini tahmin edersiniz. Ama dediğim gibi, Devlet Tiyatrosu profesyonelliğinde, o segmentte bir oluşumdan bahsediyorum.

YT: Verimsizliğin tezahürü nedir sizce?

NB: Bu hizmet sözleşmesi verimsizlik üretiyor. Kör noktaları var. İnsanı neredeyse sadece “yatayım maaşımı alayım”a özendiriyor. Sadece cezalarla ve uyarılarla çalışıyor. Düşünsenize, cezalandırma sistemi dünyanın neresinde kaldı? Bir ödüllendirme yap. Öyle olsa belki harekete geçirecek. Onun için toptancı anlamda gözden geçirilmesi gerekiyor. Bütün ödenekli tiyatroların kullandığı hizmet sözleşmesi sadece verimsizlik üretiyor. Sadece çalışanların üstünde yükselen ucube bir hal almış. O da gecikmişlikten dolayı. Sırf hizmet sözleşmesi gözden geçirilse çok ciddi bir restorasyon olur. Önce restorasyon, sonra reform. Ve bunun da artık zamanı geldi. İki buçuk yıldır bunları gözlüyorum. Aslında bunu sanatçılar da çok istiyorlar. İstiyorlar. Öyle münferit, sesli düşünceleri ciddiye almıyorum. Bazen öyle yanılsama içine düşüyorlar, siyaset yapıyorlar, ama bunların hepsinin üstesinden geliriz diye düşünüyorum. Ciddi bir birikim var. Bu tiyatro kendi içinden bu verimi çıkartacaktır diye düşünüyorum.

YT:  Devlet Tiyatrosunun işlevine dönecek olursak... “Yerli ve yabancı klasikleri oynamak, Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımlarına önderlik etmek”…demiştiniz. Sizce bunları yerine getirirken hangisinde, hangi işlevde daha fazla aksama var?

NB: Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımlarına önderlik etmek konusunda kendi içlerinde birtakım tutuculuklar getirilmiş. Mesela Devlet tiyatrosunun hala Stüdyo Sahnesi, Off-OffBroadway tarzında bir sahnesi yok. CerModern’de böyle bir sahne arayışım var. CerModernStüdyo Sahnesi adı altında.Orada yeri gelince “performance art” da yapılabilir.Yaratıcı atılımları nerede arayacağız? Bir klasik oyunda aykırı bir reji yaklaşımı Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımı olmuyor ki. Türk tiyatrosunun yaratıcı atılımı, yeri gelince ses tiyatrosu yapmak, yeri gelince çeşitlendirmek. Ve arayış. Mesela İstanbul’da “Açık Tiyatro” adı altında, İngiltere örneğinde olduğu gibi, bir şey kurguluyoruz. İki yıl önce burada “reji atölyesi” kurduk. Yeni rejisör yetiştirmek, yetenekler bulmak için. Şimdi onu güncelliyoruz, verimsiz bölümlerini kaldırıyoruz.İstanbul’da bu sene “Açık tiyatro” adı altında bir proje başlatıyoruz.  Burada şunu yapacağız. Proje ile başvuracaklar. “Al sana alan veriyorum, ciddi bir kostüm, dekor depom var, seç. Oyununu yap, beğenirsem repertuvara alırım.” Yaklaşımımız böyle olacak.

YT: Bu çok güzel bir proje.

NB: Bir metal fabrikası bile inovasyon yapıyor. Biz sanatta inovatif yaklaşımı kendimize çok görmüşüz. Bunu bir inovasyon çalışması olarak görüyorum. Biz sanat yapıyoruz. Bu kesin. Evet, devlet fonluyor. Hiçbir gişe kaygım yok. Zaten beş liraya bilet satıyorum. Ne oldu? Bitti mi herşey? Bu tiyatro zaten yönetilir. Dramaturgi, başrejisör toplantılar yaparlar. Genel müdüre de ihtiyaç yok. Peki hiç yapılacak bir iş yok mu? Maliyetleri biraz düşürmek durumundayız. Epey düşürmek, hakkaniyetli bir boyuta getirmek durumundayız. Ben bu harcamayı bana gelen seyircinin cebinden yapıyorum. Beş liraya bilet satıyorum ama, önceden onun cebinden yüz doksan beş lira para alıyorum. Yaman bir çelişki bu. Sonra? Tamam, yapalım bir repertuvar filan. Vizyoner olmalıyız. Kalifiye yerlilik yok. Yok, yazardan bahsedemiyoruz. Hep Baydur diyoruz, Asena diyoruz, Oflazoğlu diyoruz.

YT: Yazardan bahsedebiliriz aslında.1976’da ilk oyun yazarlığı bölümünü İzmir’de Özdemir Nutku kurdu, sayıları zamanla arttı. Bugün yedi tane dramatik yazarlık bölümü var üniversitelerimizde. Bunlar da mı yazar yetiştirmiyor?

NB: Yetişenleri verimsiz kullanan, yetişenleri küstüren bir yapı oluşmuş. Şimdi o yapıyı dağıttığımı düşünüyorum. Geçmişe yönelik iki yıl içinde yediğim operasyonlara, karalama kampanyalarının altına bakarsanız bir iki tane yerli yazar göreceksiniz. Yeni yazarların önünü açmak için bir direncim söz konusu oldu. Ve ben de bunun karşılığını gördüm. Geçen sene yabancı oyunları yasakladı diye bir yaftayla karşı karşıya kaldım. Ne güzel ki iki ay sonra Dostoyevski Festivali’nde Yer Altından Notlar oyunumuzla, ödül alınca…  Mesela bir ulusal televizyon “Hamlet’e Veda” diye ana haberde yayımladı. Yalan haberlerle DarioFo kandırıldı. DarioFo çıktı, “Benim oyunumun oynanmaması apolettir.” diye açıklama yaptı. Sonra da ölmeden iki gün önce doğru bir biçimde bilgilendirildi ve kandırıldım diye açıklama yaptı. Şimdi hal böyleyken bunların tamamının bir çalışma, ön açıcı bir çalışma olduğunu anlayabilirsiniz. Yerli yazarların alanında tuhaf bir manyetik alan oluşmuş ve onları tutuyor. Çekim değil, itimle. Üç aşağı beş yukarı bunun sebebini biliyorum. Biraz sen ben bizim oğlan olmuş. Çok tanıdık olmuş. Yetenekli insanlar nasıl olsa oynanmaz diye küstürülmüş. Haddini aşan ifadelerle oyunlar raporlanmış.Şimdi bazı yazarların gerekirse epey bir süre oyunları oynanmayacak. Net ve açık. Çünkü Türk tiyatrosu, Türk ödenekli tiyatrosu onlar için yapacağını çok fazlasıyla yaptı. Ne yazık ki onlara bunu yaparken birçok genç yazarın da önünü kesti. Ve ben bunu tespit etmiş vaziyetteyim. Benim sırtımda yumurta küfem yok. Yazmıyorum, yönetmiyorum, oynamıyorum. Hiçbir iltisakım yok. Kendimi bu alana, gençler için adadım.

YT: Yönetmen sorunu için ne düşünüyorsunuz? Yazarların okulu var ama, ülkemizde yönetmen yetiştiren bir tane bile okul yok.

NB:  Yazar problemi kadar ciddi yönetmen problemi de var. Çünkü aklı başında yönetmenlik formasyonu olan insanlar, iyi yazarı, yeni yazarı, oyunu bulup da getiriyorlar: Onlar iyi tarıyorlar sahayı ve projeyle geliyorlar. Bu projeler de genellikle yeni yazarların projeleri oluyor. O konuda bir kurmay çalışması yapıyorum. Yani kimler kurmaydır? Kimler oyuncu aynı zamanda yönetmenlik pırıltıları, formasyonuvardır çalışmaları yapıyoruz… Sanat yönetim kurulunu bu konuda çok ciddi çalıştırıyoruz. Örnek olarak, en son altı arkadaşı yönetmenlik kadrosuna geçirdik. Herkes tarafından belli bir konsensüsle, beğeniyle karşılandı bu.Aynı zamanda bu şu demek… Yönetmenlik kadroları yorulmuş oyuncuların “gideyim de dinleneyim, artık oyun oynamayayım” diyeceği bir pozisyon değil. Bu herşeyi tanımlıyor. Yaklaşık bir on tane daha boş kadromuz var. Onları da öyle değerlendireceğiz. Bu belli bir hareketi getirecek. Çünkü geçmişte öyle olmuş. Belli yaşta insanlar, yönetmenlik kadrolarına geçirilmişler. Bazıgenel müdürler sen geç demiş bazılarına, ben yoruldumfalan… Hayır... Böyle bir şey değil.Ciddi anlamda yönetmenlik tekâmülünü tamamlamış arkadaşları, yaşı ne olursa olsun, belli bir yaşta da bu tekâmül tamamlanabilir, genç yaşta da bu tekâmüle erilebilir, bu arkadaşları şerhsiz oy birliğiyle alıyoruz.

YT: Türk tiyatrosunun yazar sorunu olduğu kadar yönetmen sorunu da olduğunu düşünüyor musunuz?

NB: Bu soruya vereceğim cevap çok sert ve büyük bir laf… Ben Türk tiyatrosunun resesyonda olduğuna inananlardanım. Eşit yazar ve yönetmen sorunu olduğundan, ama hadi o kadar da yazarımız yok değil, yönetmenlik sorunu olduğundan resesyonda olduğunainanıyorum. Geçmişebakacak olursak son 20 yılda röprizlerden geçilmiyor, intihallerden geçilmiyor. Ben oyuncu tabanlı olduğum için o kadarını söylemeye hakkım var. Evet bizim röprizciyönetmenlerimiz ve intihalci yönetmenlerimiz var, ne yazık ki böyle olmuş. Bunu hareketlendirmek için özellikle yurt dışından (iki ay önce Soçi’deydim) bir çağrı yaptım. Yeni Kalyagin’ler, LeonidHeifetz’lergörmek istiyoruz. Çünkü biz Kalyagin’lerden çok şey öğrendik. İstanbul Şehir Tiyatroları getirdiğinde çok şey öğrendik.Ben artık ne arıyorsam eğer Avrupa’ysa Doğu Avrupa ve Kuzey Avrupa’da arıyorum.

YT: Almanya da dahil mi buna?

NB: Hayır değil. Ödenekli Türk Tiyatroları zaten Alman disipliniyle kuruldu. Biz başka şeyler aramalıyız. Bu bölgelerden çok şey beklemiyorum. İngiltere evet. Kesinlikle her zaman. Ama Almanya’dan, Fransa’dan çok şey alacağımız kanaatinde değilim. Veya çok şeye ihtiyacımız olduğu kanaatinde değilim. Doğu Avrupa, Balkanların önemli bir kısmı, Kuzey Avrupa özellikle Kuzey Avrupa, Danimarka, İsveç, hatta Norveç’i bile katabiliriz. Oradaki hareketleri görmeye ihtiyacımız var. Ve tabii ki Rusya… Ben Rusya’da Soçi’de bir konuşma yaptım. “Biz bir talihsizlik yaşadık Rusya’yla uçak düşmesi vesilesiyle… Siz birkaç ton mandalina ve portakaldan mahrum oldunuz. Ben de bilin ki iyi Dostoyevski, Çehov versiyonlarından mahrum kaldım.” Konuşmam büyük ilgiyle karşılandı. Tiyatro olarak da bu tutum içindeyiz. Biliyorsunuz yurt dışından yönetmenleri, geçmişte Cüneyt Gökçer çok doğru kullanmış. Doğru zamanda doğru işler yapılmış. Ben de aynı ruhu çağırmaya çalışıyorum. Geldiğimde de şöyle bir açıklama yapmıştım: Ben Bozkurt Kuruç hocamızın son dönemini miladi bir çizgide çizip, o ve ondan öncesine dönmek yani fabrika ayarlarına dönmek istiyorum dedim. Ve onu takip ediyorum.

YT: Geleneksel tiyatromuzun bugüne taşınması konusunda çalışmalarınız var mı? Devlet tiyatroları çatısı altında bir yapı, bir birim kurulması söz konusu olabilir mi?

NB: Geleneksel Türk tiyatrosu ve aynı zamanda çocuk tiyatrosu konusunda bir çalışmamız var. Bunun bilimleşmesi konusunda bir çalışmamız var. Daha akademik formasyonu olan, daha bilimsel araştırma yapan bir bakış var, bunu çoklu akılla gerçekleştirmek istiyorum. Ben şuna inanmıyorum. Birimi kurun böyle değil. Evet, böyle bir gereklilik var. Böyle Nurhan Karadağ Hocamız gibi çalışan, kafa patlatan bir disiplin çalışması benim için daha verimli... Birim ama bir disiplinle çalışıyor. Disiplini de Nurhan Hoca olarak tarif edebiliyorum. Çocuk tiyatrosu bir birim olarak kurulsun, ama disiplinerçalışsın. Atölye gibi çalışsın. Nasıl Güzel Sanatlar Resim Akademilerinde olur ya, Sabri Berkel Atölyesi gibi… Bir isimle akademik kodlarla birim halinde çalışmasını istiyorum. Buna çoklu akılla son şeklini vermek üzereyiz. Böyle bir niyetin ciddi bir çalışma halinde olduğunusöyleyebilirim: Umarım çok da verimli olur.Özellikle geleneksel Türk tiyatrosundan çıkacak çağdaş şeyler, bizim yurt dışına götürmemiz gereken işler… Ben hep böyle bakıyorum, neyi götüreceğim. Bunun için disipliner çalışan bir birimi yakın zamanda kurgulayacağız. Önümüzdeki seneye kalmaz diye düşünüyorum.

YT: Devlet tiyatrolarının Uluslararası festivaller dışında performanslarını sergilediği kültürel etkileşim platformları oluyor mu? Kültür anlaşmaları çerçevesinde örneğin.

NB: Birçok kültür anlaşması yapıyoruz. Ama bir network çalışması yapıyoruz. Yaklaşık iki yıldır üstünde kafa patlatıyorum. Makedonya ödenekli tiyatrolarının başında olan Genel Müdür Dean, şimdi Romeo Juliet’i koyacakMeyerhold yaklaşımıyla İstanbul’da. Ağustos’ta provaya başlıyor. Onun galasında veya prömiyerinde yaklaşık onülkeyi içeren, Macaristan, Yunanistan, Romanya’nın da bulunduğu, Balkan NationalTheatrenetwork çalışmam var. Neden? Ben onların çalışmalarını çok daha kişilikli buluyorum. Bizden, ama bizim çeşitli komplekslerle oluşturamadığımızdisiplinli bir kişilikleri var. Özlerinin üzerine çağdaş bakışı oturtuyorlar ve hep bir farkındalık yaratıyorlar. Ha bu arada ben böylesi direk Balkanlardan sekerek sıçrayarak gitmek yerine, bayağı karadan geçip gitmek gerekliliğine inanıyorum kültürel anlamda…

YT: Belki de gitmemek orada kalmak...

NB: Belki de gitmemek, belki de her şeyi kendi içimizde halledeceğiz. Onların sanatı fonlama biçimleri de bize çok yakın... Tabii ki biraz daha ileriler. Eskiden bire bir aynıymışız. Hatta modellemeyi onlardan almışız. Sırbistan’ı gözlediğimiz kadarıyla birebir onlardan almışız. Devlet Tiyatroları biçiminde ama onlar güncelleştirmişler ve biraz fazla da güncelleştirmişler… Ciddi seyirci sıkıntısı çekiyorlar. Ama çok iyi ortak proje üretebiliriz. Mesela Dean’ın gelipsahneye koyacağı Romeo Juliet aslında Bulgaristan’da sahneye koyduğu bir oyundu. Ben dedim ki:“Her zaman bir meta ithal edilmez. Ben bu estetiği ithal etmek istiyorum. Ne olur bize de gelip aynısını yap.” İstanbul’da onun öyle bir çalışması olacak. İşte onun prömiyerinde de 10-12 ülke bir araya gelip o “network”ü tanımlayacağız. Küçük bir de manifesto yazacağız. Bir web sayfasıyla taçlandırıp sonra kültürel ilişkilere gireceğiz.Bizim 8 festivalimiz var. Biraz motorsallaştı. Heryıl zamanı geliyor yapıyoruz. 6’sı uluslararası acaba bunlar bienale mi dönmeli? Balkanlarda da arayış var. Onlar da arayış içindeler ve İstanbul’da festivalimiz yok. İstanbul’da bir festival arayışımız var. Bir fikrim de acaba bir üniversitede yaklaşık 10 ülkenin iyi akademilerinin bitirme oyunları gelse ve biz de onları gözlesek mi? Hocalarıyla beraber gelseler... Bir kampüse gireceğiz. Orada oynayacağız. Sonra atölye çalışmaları yapacağız ve beyin fırtınaları olacak. Hocaların da, öğrencilerin de katıldığı… Dünya disiplinleri nereye gidiyor? Evet bilgi çağındayız. Her şeyi devimeo, youtubefalan çıkarmıyor ortalığa. Takip etmiyor. Biz biraz, kültürü, tiyatroyu wikipedia’ya mı bıraktık acaba?

YT: Eğilimler üniversitelerde mi ortaya çıkıyor?

NB: Üniversitelerde ortaya çıkmaz ama bizim Devlet tiyatrolarımızın, Nationaltiyatrolarının tabanı konservatif eğitimden geldiği için buda bir çeşit gibi.. . Zaten birçok öbür festivallerimizde trendleri görüyoruz. Bağlantısız prodüksiyonları görüyoruz. Acaba akademiler ne durumda? Akademilerin seçilmiş hocaları oluyor. O hocalar ne durumda? Çocukların vücudunda onları göreceğiz biz. Sahne estetiğinde onları göreceğiz. Ben örneğin kaynağında görmek ve biraz tartışma ortamı yaratmak, konuşmak isterim. Profesyonel öncesi insanlar, tam profesyonel değil, tam geçiş döneminde insanlar.  Birazcık bunu böyle değerlendirmek lazım...

YT: Bir ütopyanız var mı?

NT: Benim ütopyam şu: Ben 14 yıldır ödenekli tiyatrolarda yönetici olarak çalışıyorum. Hiçbir beklentim yok. Ne oyunculuk, ne reji yapmak, ne yazmak. Hiçbir beklentim yok. Sadece şuanda üç bin ila beş bin arasında lisans mezunu işsizler için yaklaşık 25 yıl tartışılmayacak sistem tartışmasını açmak istiyorum.

YT: Devlet tiyatrosu çatısı altında mı?

NB: Hayır, Türkiye’de ödenekli tiyatro olacak. Gerçek bir sektör oluşsun. Ödenekli tiyatroda verimlilik esasına dayanan, dikkat ederseniz performans kelimesini kullanmıyorum çünkü o kelime kadük oldu. Herşey performans, verimlilik esasına dayalı, insanların hakça kazandığı, çalışınca hiçbir problemin olmadığı bir ortam yaratılması gerekir. Artık bu ülkede bankamatik sanatçılar şu bu gibi, birkaç kişi yüzünden çok kişinin incindiği, sadece çalışanlar üzerine yaslanmış, yeni mezunların yarınsız bir ortamda, sadece çalışmak için çalıştığı koşullardan kurtulmak gerekir. Oyuncuların çağdaş anlamda hak ettikleri ücreti alması gerekir. İnanıyorum ki, en az 25 yıl daha bu ülkede tiyatronun eğitici, dönüştürücü vasfına ihtiyaç var. Roman okumayabilirler. Bunun için suçlayamayabiliriz. Çalışan koşturan insanlar... O romanın oyununu izleyebilirler. Tanpınar’ın Huzur’u gibi… Geçen sene yaptık. Bu sene İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası, Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Amak-ı Hayal’i gibi ciddi edebi metinlerin uyarlaması olacak. 81 ilde tiyatro kurulsun, kurulmasına öncülük edilsin. Bu Muhsin Ertuğrul’un ütopyasıydı. Buna ne hükümetin, ne bakanlığın, ne aklı başında herhangi bir kimsenin itirazıolur. Herkesin desteği var. Hal böyleyken, bunu kendine yontarak, günlük siyasetle kirletmenin âlemi yok. Bu çok acıtıcı…Bu sistemin gidecek yeri, yürüyecek tarafı kalmadı. Burası kesin. İki buçuk yıldır kızılcık şurubu diyorum ağzımdaki kırmızılığa, ama kan… Çünkü sistem artık bir çok açıdan kadük bir sistem, yeni yasalarla uyuşmuyor… Sadece susuyoruz ve aman ne oluyor, kapatılıyor mu? Açılıyor mu? Ne kapatılıyor ne açılıyorhiçbir zaman öylebir şey yok ki. Sadece daha verimli hale nasıl dönüştürülebilir onlar konuşuluyor, konuşulmalı. Kendimi buna vakfettim... Personel yasası değişmeli ve verimlik esasına dayalı olarak tekrar düzenlenmeli, yani herkes çalışmalı. Belki eski hizmet sözleşmesiyle çalışanlar emekliliğe özendirilmeli.Nasıl ordu tartışılıyor, 1 milyon asker mi olur,  250 olsun profesyonel ordu olsun deniyor. Aynı şey burada da söz konusu.İhtiyaç duyulduğu kadar insan olsun ve herkes çalışsın.

YT: Gerçek bir tiyatro sektörümüz olsun.

NB: Evet kesinlikle sektör olsun ve bu hakkaniyetli bir şey olsun. Özel tiyatroların yapacakları işlere de saygılı bir şey olsun. Sınırları olsun. Bahsettiğim o. Yoksa bu bir hizmettir. Anadolu’da da bir hizmettir. Biz ne olduğunu biliyoruz. Böyle dünyanın orta yerinde kalmış bir fabrika gibiyiz. Dünyanın orta yerinde, 65 sahnesiyle kalmış. En yakın takipçimizin 10 tane sahnesi bile yoktur. Dünyada durum bu. Sistemimiz hiçbir şeye benzemiyor. Bizim koltuk maliyetimizin ayrıntılarına bakın. Benim yıllık bütçemin, sadece,evet sadece, iki yüzde birini tiyatroya ayırabiliyoruz. 151 oyun için. Oysa bütçenin tamamı tiyatro yapmak için var. Tiyatro olmayan, asal iş için gerekmeyen maliyetleri koltuğa yüklüyoruz. Siz böyle bir KİT gibi yapılanırsanız KİT verimsizliğine düşersiniz. Burada böyle bir yapılanma var. Üstelik bölgeler yapmışsınız, herkes beş sene sonra İstanbul’da gitmek istiyor. Biliniz ki Devlet Tiyatrosuna  alınan herkes beş sene sonra İstanbul’a gitmek istiyor. Bu nasıl bir organizasyondur? Bütün bunların tekrar ve toptancı bir gözle gözden geçirilmesi gerekiyor. Tabii ki bu riyasetsiz olmaz. Fonlayan sonuçta devlet. Ayrıca yanlış bir algı oluşturulmuş. Devlet Tiyatroları sanatçılarımız çok duyarlı. Ama bilmeliler ki burası bir munzam sandık değil. Sanatçılar kâr paylarıyla ortak değiller. Yani “yaptırtmayız, ettirtmeyiz”le olmuyor. “Bırakın bu böyle küçük ve böyle kalsın”la olmuyor. En ufak birşey, kullandığımız bilgisayar her gün güncellenirken güncellenmemiş bir sistemden bahsediyoruz. Ülkenin her yanından görülüyor verimsizlik.Bu sürdürülebilir bir şey değil. Gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır. Bunun için de komplekssizönyargısız bir ortamın oluşturulması gerekiyor. Zamanında bu konuya çok siyasi yaklaşıldı.Böyle yaklaşılmaz. Yakın zamanda bir kültür şurası yaptık. Takdir edersiniz ki 28 yıldır yapılmayan bir şeydi.Bakanımızın yalvaç, ergin tutumuyla... Sonuçta bakanlık düzeyinde bir yol haritası da oluştu,çok da güzel oldu. Cumhurbaşkanımızda bu yol haritasını takip edeceklerini söylediler. Minnettarız. Bundan daha güzel bir şey olamaz. Bunlar sadece birşeylerin yolunda gittiğinigösterir. Kendi modelimizigeliştirir, konsensus içinde hallederiz. İletişim profesörüolan bir bakanımız var. Bunu da bir kompliman değil durum tespiti olarak söylüyorum.Devlet Tiyatrolarını Türkiye Cumhuriyeti kurdu.  Türkiye Cumhuriyeti güncelleştirir. Bu kadar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bilirkişilerden görüş alarak güncelleştirir.

YT: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz.

 

 

RESİMLER





Biletiva

E-Bülten Kayıt Formu

Ad Soyad
Şehir
Telefon
0
E-mail
Lütfen Bütün Alanları Doldurunuz.